Günlüğü 400 TL’ye i30 kiralamak: Bir testin anatomisi

i30/Auris karşılaştırmasının perde arkası.

68
15381

Aylar süren çabanın sonucunda Toyota’dan Auris koparmayı başardığımız için mutluyduk. Hem sitedeki Japon otomobili eksikliğinden, hem de düzenli test aracı alabileceğimiz yeni bir markaya duyduğumuz ihtiyaçtan ötürü, bu bizim için önemliydi. Zira VW Grubu, Mercedes ve Mazda haricinde araba temin edebildiğimiz başka firma yoktu.

Auris’in gelişine yaklaşık 1 hafta kala, bu başarıyı bir karşılaştırmayla taçlandırmaya karar verdim. O sıralar Hyundai i30 testi talepleri yoğunlaşmış, benim de aklımdan bir tane kiralama fikri daha sık geçer olmuştu. Hatta evimin dibindeki rent-a-car şirketinin önünden her geçişimde arabayı görüyor, kendimi zor tutuyordum. Maamafih, iki günlük bir kiralama macerasının maliyeti malumdu ve harcamalarıma bir de bunu eklemek istemiyor, sabırla Hyundai Assan’dan test aracı bekliyordum.

Ancak bu karşılaştırma, kaçırılmayacak bir fırsattı ve cebimden çıkana değecekti. Kararı alırken yanımda Arda ve Murat da vardı, derhal sözünü ettiğim rent-a-car’a yöneldiler.

Ne var ki, Auris’in geleceği günlerde araba rezerve edilmişti. Canım sıkılmıştı; ama halen i30 kiralayan tonla başka firma vardı. Olaya Sinan da dâhil oldu ve harıl harıl her birini aramaya başladık.

Ama bulamıyorduk. Aylardan Haziran’dı ve hepsi rezerve edilmişti. Derken…

 

Test aracı kiralamak

 

Mecidiyeköy’de bir yerde yakaladık.

1 gün bize yeterliydi; planımız Auris’in geldiği ilk gün yani Çarşamba, sabahtan akşama kadar onunla vakit geçirip fotoğraflarını çekmek, sonraki günse devreye i30’u sokup ona yoğunlaşmak ve nihayet Perşembe gecesi arka arkaya videolarını çekmekti.

Fakat firma iki günden az kiralamayı kabul etmiyordu. Günlüğüne de 150 lira istiyordu. Pahalıydı, ama başka çaremiz de yoktu. Bu karşılaştırma bize toplam 300 TL artı mazota mal olacak gibi görünüyordu. Teste birkaç gün kala rezervasyonumuzu yaptırdık.

Çarşamba sabahı Arda Auris’i almaya giderken, ben de i30’a gittim. Yer tarifi için firma yetkilisini aradım, gayet kibar biçimde izah etti. Zaten epey merkeziydi.

Büroya girdim. Tam önceden konuştuğumuz saatte orada olmama rağmen 1 saate yakın önceki müşterinin arabayı getirmesini ve kontrolünü bekledim. Zamanım kısıtlıydı; derhal arabayı alıp fotoğraflarını çekmeli ve Auris’le karşı karşıya getirmeliydim. Bu arada biraz sohbet ettik.

Hayatımda ilk (ve muhtemelen son) kez araba kiraladığım için bariz bir kaideyi gözden kaçırmıştım: kredi kartı. Prensip olarak asla kredi kartı kullanmadım, ancak firmaya gitmeden evvel bu tür bir aksiliğe karşı 300 TL kiraya ek olarak bankamatikten 500 TL daha çekmiştim.

Görevli, bana kredi kartının bir gereksinim olduğunu ve normalde 900 TL provizyon çekildiğini söyledi. Ben de yanımda toplam 800 lira olduğunu, zaten tüm bilgilerimi vereceğimi, sorun çıkmayacağını söyledim. Karşısındaki ortağıyla bakıştılar, sonunda razı oldular.

İşin komiği, bu diyalogdan biraz sonra, arabanın gelmesini beklerken aramızda şöyle bir konuşma geçti. Yeni Mercedes C’yi sormuştum; eğer i30’dan memnun kalırsam ardından aynı yerden bir de C kiralamak geçiyordu aklımdan, zira birkaç aydır Mercedes’le aramız nanemollaydı. Filolarında C ya da başka bir lüks sınıf araba olmadığını, çünkü birkaç ay evvel benim gibi kredi kartı olmayan birinin A3 kiralayıp Suriye’ye kaçırmaya kalkıştığından bahsetti! Hadise sabaha karşı vuku bulduğu için, arabadaki vericinin gönderdiği sinyallere vaktinde uyanamadıklarını, ancak neyse ki aracın sınıra takıldığını ve sonunda geri aldıklarını anlattı. Bu olaydan sonra da lüks sınıf işine girmediklerini söyledi.

Kasko anlaşması da dâhil olmak üzere gerekli evrakları imzaladım, ama araba hala gelmemişti. GPS’ten takip ettikleri kadarıyla birkaç dakika içinde varacaktı. Kalkıp ofisin penceresine gittim ve dışarıyı seyre daldım. Gerçekten de 2 dk. sonra araba geldi.

Bundan sonrası Charlie Chaplin’in sessiz filmleri gibiydi. Önceki müşteri, son derece geniş bir yere geri geri park ederken arkasındaki Insignia’ya vurdu. Sonra biraz öne ilerleyip arabadan indi. 20’lerinin sonlarında, bıçkın bir delikanlıydı. i30’un arkasına geçip etraftaki esnafla beraber o da darbeye göz attı. Ama bu oldukça kısa sürdü, görünürde pek bir şey yok gibiydi.

1-2 dk. sonra kiralama şirketinin araçları kontrolden sorumlu diğer yetkilisi, müşterinin yanına geldi. Az evvelki olayı görmemişti. Müşteri de, yukarıdan izlediğim kadarıyla bundan söz etmedi zira ilk etapta arabanın arkasına bakmadılar.

Sonraki dakikalar, firma görevlisinin elindeki kâğıda bakıp notlarını ve arabanın sağını solunu kontrol etmesi, ardından müşteriye sorular sorması, delikanlının da hararetli jestlerle elini kolunu sallayarak bunları yanıtlamasıyla geçti. Bulunduğum yerden birbirlerini önceden tanıyor gibi gözüküyorlardı; sanki çocuk buradan sık sık araba kiralıyor ya da görevlinin yakın arkadaşı gibiydi. Zaten nihayetinde tokalaşıp öpüşerek oradan ayrıldı.

Böylece aşağı, i30’un yanına indim.

Araba çok kirliydi ve irili ufaklı vuruklarla kaplıydı. İçi de fotoğraflarından göreceğiniz üzere fazlasıyla yıpranmıştı. Görevli arkadaş bana gövdedeki darbeleri ve içerideki kusurları tek tek göstererek hasar tespit kâğıdına not aldı. Çok da üzerinde durmadım; hem acelem vardı hem de, zaten arabayı aldığım gibi bırakırsam, sorun olmayacağını düşünüyordum. İçine atlayıp evin yolunu tuttum.

 

Sıradan bir gün

 

Ertesi gün benim için herhangi bir Perşembe olarak başladı. Yani sabah 9 civarı yataktan kalktım, önce bilgisayarımın başına geçip mail’leri, yorumları ve girilen haberleri kontrol ettim. Ardından kahvaltı edip, evvelsi gün Arda’ya çektirdiğim fotoğraflara göz attım.

Normalde tüm fotoğrafları ben çekiyorum, ancak önceki günü çok yoğun geçmişti ve karnımı doyurmaya bile zor vakit bulmuştum. i30’u gene ben çekmiştim de, Auris’i Arda’ya teslim edip yemek için daireme çıkmıştım.

Arda’nın bu konuda pratiği olmadığı için, tahmin ettiğim gibi fotoğraflar felaketti. Perşembe kahvaltıdan sonra otoparka inip baştan hepsini kendim çektim, arabanın sağını solunu inceledim. Ardından hafta içi her gün olduğu gibi, ders vermek için evden çıktım.

Otomobili de tanımak için erken çıkmıştım, biraz dolaştım. Sonra ilki Sarıyer, diğeri Maslak’ta olmak üzere ikişer saatten toplam dört saat ders anlatıp Fenerbahçe’deki evime döndüm. 22:30’du.

Herhangi biri için bu neredeyse günün sonu anlamına gelirken, benim için henüz yeni başlıyordu. Perşembe’leri halı saha maçım vardı; o gün de evime 10 dk. mesafedeki tesislere gidip oyunumu oynadım. Çıktığımda Arda ve Muhip, i30 ve Auris’le sahanın önünde beni bekliyordu. Sinan’ınsa taşınma işi vardı ve henüz müsait değildi. 00:30’du.

Gecenin devamını az çok biliyorsunuz: Auris testinin sonlarına doğru Sinan da aramızda katıldı, çekime başladıktan yaklaşık bir buçuk saat sonra ondan inip i30’a geçtik. Onda da bir buçuk saate yakın zaman geçirdik, bu sırada kameraların yedek pilleri de bitti, çekimin sonunu ancak cep telefonlarımızla getirebildik. Eve döndüğümde saat sabaha karşı 4’e yaklaşıyordu. Bitkin ama mutluydum, hakiki bir otomobil karşılaştırması çekmiştik.

 

Ben neler yapmışım böyle?

 

Ertesi gün, öğleden sonra i30’u teslim etmek için Meciyeköy’e geri gittim. Telefon açıp geldiğimi bildirdim. Kontrolör arkadaş inip beni karşıladı ve arabayı incelemeye koyuldu.

Uzun tetkikler sonunda, bana sağ marşpiyenin önünde bir yeri gösterdi. Parçayı boydan boya kaplayan vuruklardan sonuncusunu, ön sağ tekerleğe en yakın ve en alttakini işaret etti: “Abi ordan göremezsin, eğilmen lazım.” Hakikaten de iyice başımı eğdiğimde, orada bir darbe vardı. Ama bunun bana mal edilmek üzere olduğu aklımın ucundan bile geçmiyordu zira; 1) o denli kirli bir arabada, aynı parça üstündeki onca vuruk arasına gerçekten yeni biri, hem de o kadar ölü bir noktada, eklense bile bunu fark etmek neredeyse imkansızdı ve, 2) o darbenin bana ait olmadığından adım gibi emindim.

“Abi bunla çok sık karşılaşıyoruz, mantarlara ya da kaldırıma falan müşteriler burayı vuruyor.” Cevap vermeme kalmadan “…ama içerden hiçbir şey anlamazsın, hissedilmiyor” diye tamamladı.

İstisnalar hariç test araçları evimin ya da öğrencilerimin kapalı otoparkları dışında başka yere park edilmez. Dışarı çıktığımız vakit devamlı onları süreriz ve hep hareket halindeyizdir. Bu da genelde gece geç vakitlerde olur. Yani alışveriş vb. gündelik işlerde kullanma, sokak aralarında daracık yerlere bırakma ya da kaldırıma çıkma gibi durumlar pek olmaz.

Benim aklımdan bunlar geçerken, görevli bu kez sağ yan aynayı gösterdi. Aynanın dış tarafında, sinyal lambasının camı hafif çatlamıştı. Marşpiye gibi ayna da irili ufaklı çizik ve darbelerle doluydu. Ancak arkadaş bu kez onların arasından bana en uç noktada, gene altta kalan yaklaşık 1,5 cm’lik bir çatlağı gösterdi.

“Abi bunu bir yere çarpmış olabilir misin? Başka bir arabaya falan sürttün herhalde…”

Hoppala. İki günlük test esnasında, i30 beklentimin ötesine geçerken, artık şuurumu nasıl kaybettiysem… Ciddi ciddi hafızamı zorladım; ancak hep trafiksiz saat ve yollarda kullandığım için, o ayna başka bir objeye yaklaşmamıştı bile.

Yetkili sonunda arabanın içine geçip kontrollerini tamamladı ve elindeki kâğıda bu iki hasarı not etti. Halen darbelerle ilgili sorular sormayı sürdürüyordu, “şu olabilir mi” yahut “bunu yapmış olabilir misin” gibi. Üslubu arkadaşçaydı, ondan durumu ciddiye almamayı sürdürüyordum.

Ardından yukarı, ofise çıktım.

 

Ders vakti

 

Beni, ilk ziyaretimde görmediğim biri karşıladı. İçeri buyur etti, içecek ikram etti. Çok yorgundum ve bir an önce arabayı teslim edip, depozitomu geri alıp evime dönmek istiyordum. Yemek yemem lazımdı çünkü akşam bir başka derse yetişecektim.

Benim aklımdan bunlar geçerken o, aşağıdaki kontrolörle telefonda görüştü; “Marşpiye? Hmm… Sinyal lambası da? Tamam…”

Bundan sonraki 10-15 dakikayı sanırım ömrüm boyunca unutmayacağım. Beyefendi, aşağıdaki görevlinin “tespit ettiklerini” bana tekrarladı ve bunların bedelinin benden alınacağını söyledi. “Nasıl yani” dedim. “Bayağı” dedi, “arabayı vurmuşsun”. “Arabanın kaskosu yok mu” dedim. “Kaskonun bozulması bana en aşağı bin lira masraf” dedi, “ödeyeceksen kaskoya yaptıralım”. “E peki” dedim, “ne kadar alacaksınız benden?” “Valla marşpiye 150-200’e boyanır, sinyal de nerden baksan 100-150 bir şeydir” dedi. “E peki” dedim, “marşpiyenin üstünde en az 4-5 vuruk daha var, yaptırınca onlar da tamir olacak, onların parasını niye ben ödüyorum?” “O seni ilgilendirmez” dedi. Bu sırada ortağı da ofise geldi ve karşı masaya oturdu.

Etraf pis kokmaya başlamıştı. Elim telefona gitti, fikir danışmak için Murat’ı aradım. Karşımdakinin de duyması için görüşmeyi hoparlöre aldım. Murat kibarca kasko ve kurumsallık üstüne diyalog kurmaya çabalarken, firmadaki sorumlu sesini iyice yükseltmeye ve seviyeyi iyice alçaltmaya başladı. Karşı masadaki ortağı “niye konuşuyosun ki, ben olsam dinlemem bile” diyerek araya girdi. Telefon görüşmesi, karşımdakinin “tamam darbeleri kaskodan yaptırıcaz, bana rayiç bedelini ödeyeceksiniz” diye diretmesi ve ardından benim Murat’a “iş boyayla başladı, şimdi bin liraya çıktı, herhalde birazdan evimin tapusunu isteyecekler” dememle son buldu.

Ortam fena halde gerilmişti. Adam kasko paramı istiyorum diyor, başka da bir şey demiyordu. Ben içerideki 500 liramı geri almak bir yana, artık bari bir-iki yüzünü kurtarabilmenin peşindeydim. Geri vitese taktım, “tamam” dedim, “hasarın bedeli neyse alın, gerisini verin gideyim”. Tam bu anda, gözlerimin içine bakarak “o arkadaşın şerefsiz, sen de şerefsizsin” dedi.

Onların çöplüğündeydim, elim kolu bağlı vaziyetteydi. Ortalık artık leş gibi kokuyordu ve kafamın üstünde akbabalar turlamaya çoktan başlamıştı.

Sadece “teessüf ederim” diyebildim.

Kaostan beslenen adamı bu söz şaşırtmış gibiydi. O da “hayır ben ederim” dedi. Yani korku filmi bir anda kara komediye geçiş yaptı. Bu esnada içeri girdiğini fak etmediğim, firmadakilerin ahbabı bir dayı karşı masanın önündeki sandalyeye oturmuştu ve araya girdi. Ortamı yumuşatma amaçlı, “aranızda anlaşın” minvalinde birkaç kelam etti. Patron “tamam kardeşim, sen git ben seni ararım” dedi. Ayağa kalktım, elini sıktım, “telefonunuzu bekliyorum, kolay gelsin” dedim ve çıktım.

Bu olayın üstünden yaklaşık 3 ay geçti ve elbette arayan soran olmadı. Ben de midemdeki yumruyu sindiremediğim için aramadım. İşin aslı şu ki, yediğim hakaretler ve çaresizliğimin bıraktığı manevi izler yanında, kaybettiğim 500 lira bir hiçti.

Haksız olma ihtimalimi saklı tutarak durumu şöyle yorumluyorum: O kiralık araçlar kasten öyle vuruklar içinde ve kirli tutuluyor ki, teslim aşamasında tüm darbeler not düşülürken, benim gibi dikkatsiz müşteriler bazı detayları gözden kaçırsın. Ardından müşteri aracı geri getirdiğinde, başta not düşülmeyen o detaylar ona yıkılıyor. Masraflar kaskodan değil, müşteriden alınan provizyondan çekiliyor. Elbette hasar tamir edilmiyor, ve ön ödeme safhasında imzalanan tüm sözleşmeler de bu prosedüre uygun hazırlanıyor. Böylece, toplanan tüm bu paralara rağmen filodaki araçlar, vuruklar içinde gezmeye devam ediyor.

Neticede, 800 TL’ye iki gün Hyundai i30 kiralayarak, hayatımın vahim derslerinden birini daha almış bulundum.

Detaylandırdığım bu 2-3 günü çok da istisnai sanmayın. Yaz ayları hariç hemen her günüm bu tempoda geçiyor ve çoğu test aracıyla bir badire atlatıyoruz. Ancak bunlar genelde çok daha sempatik nitelikte oluyor ve ne kadar yorsa da, bana yaşlandığımı değil yaşadığımı hissettiriyor. Dışarıdan bakınca belki de dünyanın en güzel işini yapıyoruz, ancak videolarda izledikleriniz buzdağının yalnızca görünen kısmı.

Tüm bu yaşananlara ve şimdiden on binlerce lira içerde olmama rağmen, size hep hayalini kurduğum hayatı sürdüğümü söyleyebilirim. Yaptığım seçimlerden en ufak bir pişmanlık duymuyorum.

Sevgiler,

And

PAYLAŞ
Önceki İçerikLotus, Elise S Cup’ı açıkladı
Sonraki İçerikMassey Ferguson 135
And
1984'te doğdum, 1998'de direksiyona oturdum ve 2008'den bu yana onları test ediyorum. Saint Benoît ve Boğaziçi Üniversitesi inşaat mühendisliğinden mezun olup auto motor & sport'ta sigortasız çalışmayı seçtim. O sıralar Modifiyem.com'a içerik sağladım, ardından e-motoring'in test editörlüğünü yaptım. Prokart'ta yarıştım, Nürburgring ve Monza gibi pistlere (ve pistlerden) çıktım. Kullandığım tüm otomobillerden ayrı keyif aldım ve arkadaşlarımla beraber amacımız, aynı keyfi şimdi size yaşatmak.

Yorum Yaz

68 Yorum "Günlüğü 400 TL’ye i30 kiralamak: Bir testin anatomisi"

Bana bildir

Buna göre sırala:   en yeni | en eski | en iyi
yusuf sinan
Üye
yusuf sinan
8 ay 19 gün önce

herkese söylüyorum eğer kiralıcaksanız gidin haval,manından kiralayın hem çiniz rahat olur hem tertemiz araba veririler hemde paranızın karşılığını fazlasıyla alırsınız Allah böyle kiralamalara düşürmesin.

Asım Murat ÖZTÜRK
Üye
Asım Murat ÖZTÜRK
1 yıl 1 ay önce
Ben daha önce çok defa araç kiraladım, yerel firmalardan da, kurumsallardan da ve şunu söyleyebilirim ki yerelden uzak durun kardeşim. Boş senet imzalatmalar(ki imzalamak zorunda kaldığım oldu), rent a car kaskosu olmayan şahıs kaskosu olan arabaları kiralamalar, And kardeşimin başına gelen gibi en ufak hasarı size yıkmaya çalışmalar hepsi geldi başıma ve gördüm. O yüzden artık araba kiralamam gerekirse kurumsal olmayan hiç bir yerden kiralama yapmamaya özen gösteriyorum. Özellikle memlekete gidip geldiğimde İzmir’de havaalanından kiralama yapıyorum yine havaalanına bırakıyorum. Hem belirli havayolu firmalarının kampanyalarıyla ucuza geliyor hem de kurumsal gerçekten başka. Benim tercihim genellikle AVIS oluyor. Arabalar bir kere bile… Read more »
furkang
Üye
furkang
1 yıl 6 ay önce

Geç kaldık ama syleyim bimer’e firmanın ismini yazarak şikayette bulunun 3 şikayette dükkanı kapatırlar

msb
Üye
msb
1 yıl 8 ay önce

Hocam keşke bir avukata danışıp suç duyurusu veya gerekli makamlara şikayet ettseydin.
Bu yapılan düpedüz dolandırıcılık. Aranızdaki bir sözleşme yaptınızmı? sözleşmede ne yazıyor? Ona göre hareket edilebilirdi ayrıca bir araba kaza yaptıysa kaskodan yaptırılır
aracın değer kaybı varsa git diğer çarpanlardan da iste değer kaybını…….
Gerçi gelmiş geçmiş olay ama okuyunca çok sinirlendim en azından şirketin ismini verseydin..

oktayy
Üye
oktayy
1 yıl 8 ay önce

şimdi okudum kan beynime sıçradı valla iyi sabretmişsin and helal olsun.. bu memlekette çakallık yapmadan, kimseyi yolmaya çalışmadan işini düzgün yapan çok az maalesef..

wpDiscuz