Neden Citroën kullanıyorum?

13
6285

Gelen soruların en masum hali “abi Alman arabası satıp Fransız alınır mı?” olurken, yelpaze “mal mısın oğlum?”a kadar genişliyor. İlk başlarda cevap vermeye çalışsam da, sürekli aynı argümanların gelmesinden ve “güvenilirlik”, “sağlamlık”, “ikinci el değeri” üzerine konuşmaktan bıktığım için, “abi aldık işte” deyip geçiyorum. Ancak madem sizden de benzer sorular gelmeye başladı, ve bir defada hepsini yanıtlayabileceğim bir mecra var, izin verin açıklayayım.

Alman Arabası Sağlam Olur

Her ne kadar otomobil sürmeyi 2000 model Volkswagen Polo’da öğrenmiş olsam da 2006 Golf 1.6 FSI otomatik, ehliyetimi aldıktan sonra kullandığım ilk arabam olmuştu. Herhalde hayatım boyunca hiçbir metayı istemeden bu kadar uzun süre kullanmayacağım. Golf ile aramızda karşılıklı nefret ilişkisi vardı; o bana ne kadar kötü davrandıysa ben de ona o kadar kötü davranmıştım ancak her şeyi o başlattı. Daha 5.000 km olmadan otomatik şanzıman beyni değişti, 2 yıllık garantisi bitmeden 1 hafta önce ise 14.000 km civarında subap sıkışması sonucu, subaplarda ve egzantrik milinde ciddi hasar oluşmuş ve motor kapağı olduğu gibi değişmişti. Bu kadar az ve özenerek kullanılmış bir otomobilde böyle sorunlar yaşamak sizi ciddi anlamda soğutuyor tabii ki.

Diğer taraftan servisin bu işlemler esnasındaki sorumluluk almayan tavrı ise VW’nin bendeki marka imajına hiç yardımcı olmuyordu. Gerek 2000 model Polo’da gerek 2002 model Touareg’de ailecek sahip olduğumuz “VW iyi araba” görüşü Golf-servis-garanti üçgeninde yaşadıklarımızla kayboldu. Bu yaşadığım iki büyük arıza dışında sayısını hatırlayamadığım, basit ama büyük sorunlarla her gün biraz daha soğuyordum. Bir noktada zaten servise gidip sorunları halletmeyi bırakmıştım ve 6 yıllık fırtınalı bir ilişkinin sonunda arabamı 25.000 TL’ye sattığımda toplamda 6-7 bin TL tutacak bir arıza silsilesini de arabayla beraber yeni sahibine yolladım.

Peki bu VW kötü araba mı demek? Kesinlikle HAYIR. VW’nin üretim kalitesi ve standartları zaten hepinizin malumu. Bir müşteri olarak takdir etmeyi bir kenara bırakın, bir mühendis olarak bile MQB platformunun özellikleri, yenilikleri ve modülerliği, yıllardır başarılı bir şekilde yürüttüğü downsizing felsefesi bu markaya duyduğum hayranlığın ve saygının yalnızca birkaç nedeni.

Benim yaşadıklarım ise her otomobil markasında, %2-3 oranında, herkesin başına gelen şeyler; tamamen şans meselesi. Nice arkadaşım “Premium” markalardan aldıkları araçlarda yaşadıkları basit sayılacak problemlerle, üstelik markanın sorumluluğu alıp parçayı değiştirmeyi kabul etmesine rağmen, sinirlenip “bu markada bitmiş yav!” zihniyetine giriyorlar. Yanlış bir tavır çünkü bu her markada var. Amerikalılar böyle arabalar için “Lemon” terimini kullanır. Bizim kendi tüketici kanunumuzdaki “aynı arızanın bir yıl içinde 3 defa tekrar etmesi halinde, ürünün muadili ile değişimi” maddesi “Lemon” tanımına girer. Bu durumun kanun olarak bulunması, her markada bu durumun yaşandığının ispatıdır ve tüketiciyi bu durumdan korumayı hedefler. Telefondan televizyona, bilgisayardan otomobillere kadar her marka için bu oranlar ve kanunlar geçerlidir. Bizim Golf garanti içerisinde bu tanıma girecek bir harekette bulunmadı, yani kanunen bir problem yoktu. Ancak beni en çok üzen ve gözümde VW imajını zedeleyen servisin rahat tavırlarıydı. Detaya girmek istemiyorum ancak arabayı sattığım andaki düşüncem daha iyi şeyler duyana kadar VW’nin benim için ihtimal dışı olmasıydı. Tabii ki büyük konuşmamak gerekiyormuş.

Son Bir Şans Daha

Yaklaşık 2 ay sonra kendimi Doğuş Oto Maslak’tan içeri girerken buldum. Kırmızı renk Polo GTI için kapora veriyordum, annem bile heyecandan “Golf bize şanssız geldi, bizim arabamız Polo, Polo’dan hiç şaşmayacaktık” gibi garip söylemlerde bulunuyordu.

Evet, Polo gerçekten çok güzel bir arabaydı. Golf’ün aksine bütün donanımı istediğim gibi sipariş etmiştim (Golf galerideki hazır arabaların arasından seçilmişti). 2 ay içerisinde elimde olacaktı. Heyecanla 2 ayın geçmesini bekledim. 3. ayın sonunda müşteri temsilcisi benim arabamın hala üretime girmediğini söylüyordu, ancak benden sonra sipariş eden insanların arabalarını aldığını biliyordum. Bir umut beklemeye devam ettim, 4 ay geçti, 5 ay geçti, 6. ayda anladım ki daha önceden servis kısmından tanıdığım rahatlık ve sorumluluk almayan tavır satışa da bulaşmış. Hiç sesimi çıkarmadan kaporamı aldım ve çıktım.

Şimdi kendinizi benim yerime koyun: “Güvenilirlik”, “sağlamlık”, “2. el değeri” argümanlarına nasıl cevap vereyim? Yaşadığım şeyler o kadar aşırıydı ki, insanlar “yok artık!” diyip gülüp geçiyorlardı. Neyse, kaldığımız yerden devam edelim.

Bonjour Mösyö!

Citroen’den içeri adımımı attığımda biraz gıcık almıştım çünkü pek ilgilenmemişlerdi. Sınavdan çıkıp geldiğimden üst, baş, ağız, burun biraz dağılmış bir haldeydi ve pazar araştırması yapıyordum, galiba 5 farklı şubeye 12-13 defa giderek sürekli fiyat kırdım. Araya şans eseri tanıdık birinin girmesiyle de oldukça avantajlı bir fiyatla istediğim donanımda bir DS4 için el sıkıştık. Ben arabayı görmeden işlemler başlamıştı bile.

Ancak geldiğinde yüzümü ekşittim, çünkü arabanın daha önce alışveriş merkezine tanıtım için koyulduğunu düşünmüştüm (ki hala öyle düşünüyorum): Koltuk derileri kırışmış, kapı kolları oje çizikleriyle boyanmış ve garip bir şekilde krom çıtalardan biri yamuk duruyordu. Arabayı almak istemediğimi söylediğimde hiç itiraz etmeden bir sonraki aynı donanımlı aracı bana ayıracaklarını, ancak işlemler başladığı için ve iptal edip yeni araç için aynı işlemleri yapmak uzun süreceği için bir süre beklemek zorunda olduğumu söyeldiler.

Şok olmuştum; ben çekingen bir şekilde korka korka rica ederken, hiçbir direniş ve itirazla karşılaşmadan isteğim yerine getirilmişti. Daha ilk sorunda Citroen benden artıyı aldı. Sanırım 2 defa garantiden parça değişti; biri biraz düzgün çalışmayan far yıkayıcı diğeriyse boyası dökülen ön ızgaraydı, anında değiştirildiler. Açıkçası değişmeseler de olurdu çünkü benim gibi hastanın dışında kimsenin fark etmeyeceği şeylerdi. Motorun derinlerinde gerçekleşen bir arıza için “burda kullanıcı hatası olabilir” diyip insanı strese sokan VW’den sonra adeta cennetteydim.

Aracı alalı 2 sene ve 34.000 km oldu. Ne bir arıza çıkardı, ne de bir şikayetim var. Bunu söylediğimde ise yine kimse inanmıyor, “bozulmuştur o söylemiyosundur, bizim bilmemkimde var o araba cam açma düğmeleri hep bozuk” gibi ithamlarda bulunuyorlar. Açıkçası insanları ikna edemiyorum, çünkü “insanların önyargılarını kırmak, atomun çekirdiğini kırmaktan daha zor. -Albert Einstein” (aboooo kaçın la kaçın KLİŞE!)

Ne Anlatmaya Çalışıyorsun O Zaman?

Gelin itiraf edelim (Ertuğrul Özkök Styla): Günümüzde üreticiler arası standartlar ve üretim tekniğinde çok bir fark kalmadı. Çoğu üretici beraber AR-GE yapıyor, beraber ürün geliştiriyorlar zaten. Herkes üç aşağı beş yukarı aynı kalite kontrol sistemlerini ve programlarını kullanıyor (6 Sigma, TQM, JIT falan filan). Bu durumda 80’lerdeki gibi üreticiler arası üretim standart ve kalitesinde ciddi farklar beklemek çok büyük fiyat farkları olmadığı sürece saçma.

İkinci el değeri Türkiye için ayrı bir konu; eğer bu sizin için öncelikli ise zaten tercih edeceğiniz markalar belli. Çevreniz ne diyorsa onu dinleyin, çünkü amacınız kullandıktan sonra arabanızı onlara satmak. Ancak bu satırları okuyorsanız, zaten siz de bizim gibi araba manyağısınız demektir. Bir modele gönlünüzü kaptırdıysanız, gerek yerli gerek yabancı test ve yorumları okuduğunuzda da kafanıza yattıysa, çevrenizin dediklerini bir kenara bırakın ve içinizden gelen sesi dinleyin. Çünkü yaşadığınız tecrübe çok çok farklı oluyor (bende öyle oldu). 2 senedir DS4’ümle mutlu mesut yaşıyoruz, gerek malzeme kalitesi gerek verdiği his olarak kullandığım hiçbir Premium araçtan farkı yok. “Kaliteli”, “güvenilir” ve “sağlam” bir araba, evet “2. el” biraz zayıf ama satmak isteyen kim? Motor gücü olarak tabii ki zayıf, ancak bu sınıfta hiçbir araçtan farklı değil, o konuda da devlet baba utansın. Yoksa ben de isterdim Astra OPC kullanmak.

Sonuç olarak ben size yüreğinizin sesini dinleyin diyorum. 40 sene öncesinin endişeleri, klişeleri ve önyargıları artık yok. Otomobil dünyası daha homojen bir yapıya sahip, her ne kadar bu durum bir sıkıcılık oluşturuyor olsa da.

PAYLAŞ
Önceki İçerikBir özür
Sonraki İçerikVergiler nereye gidiyor?
Muhip Tuna Meti
1988 Adana doğumluyum, Adana Fen Lisesi ve İstanbul Teknik Üniversitesi gemi inşaatı mezunuyum. OTOPARK'la tanışmam 2011'de test videoları ve bizzat arabamın çekildiği Citroen DS4 testiyle gerçekleşti.

Yorum Yaz

13 Yorum "Neden Citroën kullanıyorum?"

Bana bildir

Buna göre sırala:   en yeni | en eski | en iyi
burkcelebi
Üye
burkcelebi
2 ay 17 gün önce
bende anlatayım hikayemi 🙂 cok sayıda araba alıp sattım.araba alan tanıdıklarımın arabasını ilk ben test ederim 🙂 aracım olan 2003 model citroen xsara 1600cc 110hp modeli (suanki km:122.000 aldıgımdaki km:92.000) gelelim arabaya 2003 model olmasına ragmen 100 km/h hıza 10 saniyenin altında cıkan yol tutuş konusunda ve konfor konusunda bi önceki arabam olan megane 2den kat kat iyi donanıma gelirsek çift yonlu ve dijital klima,6 airbag,abs ebd vs. olan o zamanın lüksü olan cd calar,yol bilgisayarı,hız sınırlandırıcı(ayarlıyorsunuz o hızı geçince ikaz veriyor ) yakıt konusunda 100 km de 8,41 litre gösteriyor 6500 km ortalaması 🙂 uzun yolda lpg de 380… Read more »
Erxmen
Üye
Erxmen
5 ay 7 gün önce
2010 Citroen C4 1.6 HDi 110 Hp Manuel 100.000 km de aldım ve 1 yıldır 10 bin km yol yaptım. Citroen konforlu ama tutulmuyor, çok arıza yapıyor, parçası bulunmuyor, uzak dur gibi yorumlara gülüp geçiyorum. Şunu iyi bilin;Peugeot Citroen grubu yeni teknolojileri kısa sürede modellerine ucuza entegre ediyorlar. Aracı kullananlar servis dışında sanayide eski ustalara götürdüğünde anlamadıkları için aman haaa uzak dur demekten başka çaresi yok. Ben yağ değişimi ve cam suyu koyma dışında ön kaputu kaldırdığımı hiç hatırlamıyorum. Yağ çubuğuna bile bakmıyorum, ekranda seviyesi var. Adam gibi kullanan için sorunsuz bir arabadır. Bakımları için Adapazarı yetkili servise gidiyorum. Param… Read more »
serdar
Üye
serdar
11 ay 9 gün önce

6 ay bekle kaporayı geri al !!! o nasıl iştir yahu? pıçaklarım o satıcıyı

ufukk
Üye
ufukk
1 yıl 3 ay önce
Baştan sonra doğru bir yazı olmuş.Fransızların birbirine yaklaşan üretim teknikleri nedeniyle son dönemde gayet iyi araçlar ürettiklerini düşünüyorum.Hatta daha ileriye gidiyorum ve sorunsuzluk konusunda Almanların önünde olduklarını iddia ediyorum. Benzer tecrübeleri ben de yaşadım, benim Alman sevdam ise Ford ile başladı, 2 farklı Focus I, 2 farklı Focus II ve en sonunda da Fiesta ve eşimin Polo’sunu kullandım.Hakkını yemek istemem, genel olarak memnun olduğum araçlardı ama hepsinde de arızalar yaşadım, son aldığım 2006 Fiesta’yı sadece 25.000 km kullanmama rağmen 2 kez yolda kalmak üzere, 3 kez ciddi sorun yaşadım. O “tank gibi sağlam Alman” arabasının aksı kırıldı, hem de hiç… Read more »
ufukk
Üye
ufukk
1 yıl 3 ay önce

2011’de Peugeot 207 ve Polo’yu aynı anda satışa koydum, Polo’ya bakmaya gelen bir aile ile anlaşamadık, 207 Polo’nun yanına park etmişti ve şaka yollu “bunu satabilirim size” dedim… Adam şöyle bir baktı, kapıyı açıp kapattı, “kapı sesine bak, teneke” dedi. Oysa teneke dediği 207 o dönemde ENCAP’ten 35 puan ile B segmenti lideri iken, tank zannettiği Polo’nun 26 puanı vardı. Üstelik 207 daha iyi yol tutuyor, daha iyi duruyordu. Ama o tank gibi sağlam Polo istiyordu, zaten arayanların %99’u Polo için aradı ve kısa sürede sattık. 207 ise 2013’e kadar bizimle kaldı.

İbrahim ACI
Ziyaretçi
İbrahim ACI
1 yıl 3 ay önce

Keyif ve zevk konusu öne çıktığı için bende ikinci eli hiç düşünmeden Passat Variant 1.4 TSI Comfortline aldım. İkinci el mi? Başkası gelip beğenecek diye araba alamam, ben beğeneyim yeter 😉

wpDiscuz